EKONOMİ

Ekonomi alanında yarışma sorusu ‘İnovasyon ve Ar-Ge Kültürü’ başlığı altında sorulmuştur. Makalelerin aşağıda verilen metin bağlamında kaleme alınması gerekmektedir. Makale yazım kuralları için tıklayınız.

İnovasyon ve Ar-Ge Kültürü
Rekabet sürecinin geçmişine baktığımızda; İşletmelerin ürün, performans ve değer yaratma sürecinde karşı karşıya kaldıkları klasik rekabet faktörleri; 1960-1970’li yıllarda maliyet liderliği iken 1980’li yıllarda maliyet ve kalite ön plana çıkmıştır. 1990 başından itibaren ise kalite, maliyet ve zaman aynı oranda rekabeti etkilemiş ancak 20. yüzyılın sonlarına doğru rekabette öne geçmek için yetersiz kalmıştır. Küresel dünya her yerde üretim, kalite ve hizmet üçlüsü fırsatlar sunmuştur. Söz konusu üç sacayağını destekleyecek inovasyonun olmadığı bir model ülkeleri ve firmaları uluslararası rekabette geri bırakmaktadır. Bu nedenle son yıllarda inovasyonları yapan ülkeler ve firmalar rekabette oyun kurucu olmaktadırlar. Söz konusu ülkelerin inovasyon endeksleri ve pisa skorları dünya sıralamasında paralellik arz etmektedir.
Bu bağlamda küresel rekabet ortamında inovasyon ve ar-ge kültürünün oluşmasında inovasyon sıralamasında Türkiye’nin ön sıralarda yer alması için hangi politikalar izlenmeli ve hangi uygulamalar yapılmalıdır. Yukarıda çerçevesi çizilmiş olan sorun ve sorulara cevap olacak şekilde bilimsel bir makale yazınız.

TARİH ÇOĞRAFYA

Tarih – Coğrafya alanında yarışma sorusu ‘Osmanlı – Ortadoğu – Türkiye  başlığı altında sorulmuştur. Makalelerin aşağıda verilen metin bağlamında kaleme alınması gerekmektedir.  Makale yazım kuralları için tıklayınız.

OSMANLI – ORTADOĞU – TÜRKİYE
Osmanlı İmparatorluğu 1.Dünya Savaşında İtilaf Ülkelerine yenilmiştir. Özellikle İngiltere ve Fransa, 1. Dünya Savaş’ı devam ederken Sykes-Picot Antlaşması ile Osmanlı coğrafyası olan Orta Doğu’yu kendi aralarında paylaşmıştır. Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesini imzalamak zorunda kalmıştır. 1918 tarihinden itibaren emperyalist güçler Osmanlı topraklarını paylaşmış ve Orta Doğu’da kendilerine bağlı mandater devletler kurmuştur. Özellikle Arap coğrafyası paylaşılmış, Suudi Arabistan, Yemen, Ürdün, Suriye ve Irak gibi kukla devletler kurmuştur. Böylece Körfez bölgesi dahil bütün Arabistan sömürge edilmiştir. 1920’de Osmanlı hükümetine Sevr Antlaşmasını imzalatan İtilaf Devletler Türkiye’yi de kendi emellerine uygun olarak paylaşmıştır. Bölge ülkelerinin sınırları çizilirken ne milletlerin çoğunluk olmasına ne de doğal sınırlara dikkat edilmiştir. Orta Doğu’da asıl amaç enerji kaynaklarını kontrol etmek olmuştur. Bu sebeple sınırlar dini, siyasi ve etnik çatışmayı körükleyecek şekilde çizilmiştir.
Türkiye’de ise işgale karşı Milli Mücadele başlamış, üç yıllık zorlu bir savaştan sonra 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Ancak Mondros Mütarekesi ile elimizde kalan ve Misak-ı Milli olarak bilinen coğrafyanın tamamı işgalden kurtarılamamış ve Misak-i Milli tam olarak gerçekleştirilememiştir. Özellikle Suriye ve Irak’ın kuzeyi işgalden kurtarılamamıştır. Öte yandan Kürtlerin yaşadığı bölgeler Irak, Suriye ve Türkiye arasında parçalanmıştır. Bu durum ülkemizde, komşularımızda ve ulusal ve uluslararası düzeyde Kürt ve terör sorununun doğmasına sebep olmuştur.
1918 – 2018 yılları arasında Orta Doğu’da neler olmuş ve bu durum Türkiye’yi nasıl etkilemiştir? Türkiye Cumhuriyeti özellikle Kuzey Irak’ta ve Afrin operasyonu ile Suriye’de neler yapmaya çalışmaktadır? Emperyalist ülkelerinin amaçları nelerdir? Orta Doğu’da barışı sağlamak için neler yapılabilir? Türkiye’nin geleceğinde geçlerimize düşen görevler nelerdir? Yukarıda çerçevesi çizilmiş olan sorun ve sorulara cevap olacak şekilde bilimsel bir makale yazınız.

MEDYA İLETİŞİM

Medya – iletişim alanında yarışma sorusu ‘Sosyal Medya ve Mahremiyet’ başlığı altında sorulmuştur. Makalelerin aşağıda verilen metin bağlamında kaleme alınması gerekmektedir.  Makale yazım kuralları için tıklayınız.

Sosyal Medya ve Mahremiyet
Mahremiyet bireyin kendisine ait olan özel alanı üzerindeki seçici kontrolünü sağlayan temel bir değerdir. Bir başka deyişle mahremiyet bireye ait olanı kendi iç dünyasında saklı tutması ile ne kadarını kimlerle paylaşacağına karar vermesini belirleyen bir özdenetim değeridir. Zira mahremiyet aslen bireyin diğer bireylerle olan ilişkisinde varlık bulmakta ve anlam kazanmaktadır.
Birey gündelik yaşamın birincil ilişkiler düzlemindeki normlar paralelinde mahremiyet alanını kullandığı dil, davranış, jest ve mimikler ile belirlemede ve korumada oldukça mahirdir. Çünkü kendi özelinden paylaşılan her bilgi üzerindeki denetim hakkının bir kısmını etkileşime girdiği bireye devrettiğinin farkındadır. Bu farkındalığın oluşumda mahremiyetin önemi yadsınamaz.
Her çağda bireyler arasındaki etkileşim çeşitli araçların yardımıyla kurularak sürdürülmektedir. Sözlü iletişime eklenen yazı ile başlayan değişim süreci çeşitli teknik araçların icadı ile devam etmektedir. Günümüzde bilgisayar ve internetin keşfi ile gelinen noktada bireyler arasındaki etkileşim sözel, yazılı, görsel materyalleri aynı anda bünyesinde barındıran sosyal medya aracılığıyla gerçekleşmeye başlamıştır.
Sosyal medyanın iletişim sürecinde sağladığı avantajları görmezden gelmek ve birey olarak bu sürecin dışında kalmak mümkün değildir. Ancak sosyal medyanın bireylerarasındaki etkileşimin mahiyetini belirleyen mahremiyet üzerindeki olumsuz etkilerine de aynı derecede ilgisiz kalmak mümkün değildir.
Sosyal medya iletişimin yüz yüze iletişimden farklı olması, özellikle sosyal ağ sitelerinde katılımcıların fiziksel mevcudiyetlerinin olmayışı, anonim kimliklerle iletişimin kurulabilmesi, paylaşım odaklı bir iletişim mantığının bireyleri mahremiyetlerini teşhir düzeyinde açmalarına teşvik etmesi, doğal bir güdü olan merakın diğer insanların mahremini deşifre etmeye, gözetlemeye varacak kadar kamçılaması, irdelenmesi ve çözülmesi gereken konulardır.
Son söz yerine denilebilir ki bireylerarası etkileşimde belirleyici bir unsur olan mahremiyetin, çağımızın iletişim biçimi olarak kabul edilen sosyal medya platformlarındaki açılımı önemli bir sorunsaldır. Nitekim sosyal medyanın kendine has iletişim yapısında mahremiyetin takdimi, insan onurunun korunması ve olası mahremiyet ihlallerinin önüne geçilmesi ile sıkı sıkıya ilişkilidir.
Bugün ki mevcut durumdan hareketle sosyal medyada mahremiyetin anlamı nedir? Mahremiyetin işlevi ve sınırları neler olmalıdır? Yukarıda çerçevesi çizilmiş olan sorun ve sorulara cevap olacak şekilde bilimsel bir makale yazınız.

DİN VE AHLAK

Din ve Ahlak alanında yarışma sorusu ‘Sosyal Sermaye ve Toplumsal Değerler’ başlığı altında sorulmuştur. Makalelerin aşağıda verilen metin bağlamında kaleme alınması gerekmektedir. Makale yazım kuralları için tıklayınız.

Sosyal Sermaye ve Toplumsal Değerler
Yaşadığımız çağın en belirgin sorunlarından biri olarak pek çok düşünür toplumsal bağların ve ortak değerlerin zayıflamakta olduğu hatta erozyona uğradığı kanaatini dillendirmektedir. Günümüz toplumlarına dair bu tespit aynı zamanda bir arada yaşama kültürüne yönelik bir tehdit ve tehlikeyi de işaret etmektedir. Günümüz dünyasında toplumların değişim ve dönüşüm sürecini olağanüstü hızla tecrübe etmesi aynı zamanda toplumları var eden kadim değerlerin de hızla tahrip edilmesine sebep olmuş görünmektedir. Modern yaşam alışkanlıkları ve etkileşim biçimlerine rehberlik edemeyen veya bilerek göz ardı edilen toplumsal değerler, günümüzde bir kurtuluş reçetesi olarak yeniden sosyal bilimlerin gündemine girmiştir. Bu bağlamada toplumsal değerleri bir arada yaşamanın ilkesel temeli olarak gören veya toplumsal ahlak kuralları olarak değerlendiren bir bilimsel bilgi birikimi hızla gelişmektedir. Sosyal sermaye teorisi olarak son yıllarda dünya ve ülkemiz gündemine giren yaklaşım siyasetten, sosyolojiye, ekonomiden, sosyal politikaya kadar geniş bir alanda etkisini gösteriyor. “Neyi bildiğin değil, kimi tanıdığın önemlidir” mottosuyla sosyal bilimlerin gündemine giren bu teorinin içeriği sosyal ağlara ve ilişkilere yönelik vurgusunda açığa çıkmaktadır. Sosyal ilişkilerin gücüne atıfla sosyal sermayenin kısa anlatımı; insanların ortak sorunlarını çözme, kamusal beklentilerini karşılama ve ortak geleceklerini inşa etme konusunda bir araya gelebilme potansiyelidir. Güven, sivil toplum faaliyetleri, dayanışma ve yardımlaşma, işbirliği, açık toplum olabilme çabası, normlar, değerler, sosyal ahlak vb. başlıklar ile bütünlüklü olarak kendini ortaya koyan bu teori insanı insana bağlayan bir kabule yaslanmaktadır. Yani bireyselleşme, bencillik, fırsatçılık, rekabet vb. gibi modern anlayış yerine; birlikte hareket etmeyi, başkasının çıkarını da gözetebilmeyi, kamusal sorunları dert edinebilmeyi ve tüm bunlar için sosyal ağlar kurmayı öneren bir yaklaşım. Kadim değerlerin çağcıl anlamda yeniden keşfine ve adeta günümüze uyarlanması anlamına da gelen bu yaklaşımı farklı boyutlarda sorgulamak kaçınılmazdır.
Kısaca, sosyal sermaye ve toplumsal değerler başlığını; sosyal ahlak, güven, dayanışma, işbirliği, sivil toplum, sosyal ağlar ve daha fazlasını içeren alt başlıklar üzerinden analiz ederek bilimsel bir makale yazınız.

DİL VE EDEBİYAT

Dil ve Edebiyat alanında yarışma sorusu ‘Cahit Zarifoğlu’ başlığı altında sorulmuştur. Makalelerin aşağıda verilen metin bağlamında kaleme alınması gerekmektedir. Makale yazım kuralları için tıklayınız.

Cahit Zarifoğlu
Türk edebiyatının “Yedi Güzel Adam”ından birisi olan Cahit Zarifoğlu kısa denilebilecek ömrüne birçok deneyimi ve eseri sığdırabilmiş bir şahsiyettir. Yaşadığı dönemdeki birçok değerli sanatkâr ve düşünür gibi Türk edebiyatına ve düşüncesine önemli katkılar sunmuştur. Düşünce yazılarından öyküye, şiirden masala değin pek çok türde kalıcı eserler bırakmıştır. Bütün bu çabaları içerisinde Zarifoğlu’nu biraz daha farklı kılan bir özellik eserlerindeki çeşitliliktir. Bu çeşitlilik sadece türsel anlamda değil aynı zamanda hitap ettiği kitle anlamında da bir çeşitlilik ve zenginliktir. Zarifoğlu yaşadığı dönemin hengâmesi içerisinde sadece memleketin büyük-yetişkin insanlarına seslenmekle kalmamış çocukları da eserlerinin önemli bir parçası yapmıştır. Yetişkinler için yazdığı eserlerindeki duyarlılığı çocuklar için yazdığı eserlere de taşıyarak bütün külliyatı arasında bir tutarlılık da sağlayabilmiştir. Ömrü boyunca taşıdığı “duyarlılıkları” ve “dertleri” çocuk kitaplarına aksettirmiştir. Bu nedenle Zarifoğlu’nu anlayabilmenin önemli bir yolu olarak onun çocuk edebiyatı külliyatı önemli bir kaynak olarak önümüzde durmaktadır. Zira onun insan ve toplum tasavvuru buralarda filizlenmektedir.
Bu metinler çocuk dünyasından hareketle değerleri, inançları, sorunları, çözümleri yetişkinlerin de dikkatine sunan metinlerdir. Bu bağlamda Cahit Zarifoğlu’nun çocuk edebiyatı külliyatı içerisinde yer alan eserlerinden (öykü, şiir, masal) hareketle, onun çocuk-insan ve toplum tasavvurunu farklı boyutlarıyla kuşatan ve tartışan bilimsel bir makale yazınız.

PSİKOLOJİ SOSYOLOJİ FELSEFE

Psikoloji – Sosyoloji ve Felsefe alanında yarışma sorusu ‘Sosyal Bilimlerdeki İlerlemecilik Anlayışı’ başlığı altında sorulmuştur. Makalelerin aşağıda verilen metin bağlamında kaleme alınması gerekmektedir. Makale yazım kuralları için tıklayınız.

Sosyal Bilimlerdeki İlerlemecilik Anlayışı
Sosyal bilimlerin dayandığı epistemolojik (bilginin doğası, kapsamı ve kaynağı) temel, uzun zamandır modernizm eleştirilerine bağlı olarak sorgulanmaya başlamış ve realist bir epistemoloji üzerine inşa edilen sosyal bilimlerin zemini kaygan bir hal almıştır. Özellikle XX. yüzyılın ortalarından itibaren, başta Afrika ve Asya’nın sömürgecilikten kurtuluş mücadelesine paralel olarak, Avrupa dışındaki dünyanın birçok bölgesinde de Avrupa’ya karşı gelişen siyasi bilinç, işleyen dünya sisteminin politik yapısını olduğu kadar bilgi iddialarını da kuşatmıştır. Yaşanan bu süreçlere rağmen Modernite, Avrupa merkezci bir temelde şekillenmiş olması ve kendi varoluşunu, ilerleme fikri üzerine inşa ettiği için günümüzde de popülerliğini sürdürmekte olup dünyayı algılamamıza ve akademik söyleme temel bir referans teşkil etmektedir. Aslında aynı durum doğa bilimleri için de geçerliydi. Doğa bilimlerindeki yeni yaklaşımlar ve beşeri bilimlerin kültür incelemeleri neticesinde elde edilen bulgular, bilim adamlarını farklı düşünmeye sevk etti. Her iki incelemenin ortak noktası ise XVII. yüzyıldan beri egemen olan Newtonyen bilim anlayışına yönelik itirazdı.
Sosyal bilimlerdeki bu ilerleme fikrinin kaynağı da ise kısaca; Avrupa’nın karanlık bir çağı yaşanmış olması, insanların büyük bir bölümünün köylü oluşu ve Lordlar tarafından yönetilmesi, daha sonra, şehir burjuvalarının ortaya çıkmasıyla üretimde bir genişleme, bilim ve teknolojide ilerleme ve nihai olarak tüm bu gelişmelerin sanayi devrimine yol açmasıdır. Avrupa’da yaşanan tüm bu dönüşümler karşısında ise diğer ülkelerin, “geri kalmış” ya da “az gelişmişlik” durumunu temsil ediliyor olmalarıdır. Geri kalmış toplumların ise ancak ileri toplumları taklit ederek ilerleme şansına sahip olabilecekleri, hatta bunun zorunlu bir süreç olduğu ve diğer toplumların benzer evrelerden geçeceği veya aynı süreçleri takip edeceği yönündeki tarihsel bir yasanın işliyor olması şeklindeki modern paradigma düşüncedir. Avrupa merkezci ilerlemeci sosyal bilimlerin iddia ettiği gibi, Batı uygarlığının varmış olduğu evrede şekillenen toplumsal model, örnek bir toplum modeli olarak düşünülebilir mi? Avrupa dışı tüm toplumlar, Avrupa’nın geçirdiği aynı süreçlerden geçmek zorunda mıdırlar? Daha iyi bir toplum modeline yönelik arayışlar farklı bilimsel paradigma arayışı bağlamında sürdürülebilir mi?
Sosyal bilimlerdeki ilerlemecilik anlayışına bağlı olarak ortaya çıkan bu tartışmaları dikkate alan bilimsel bir makale yazınız.